Başka bir dünyaya dair…

Madde bağımlısı olan tipler sizin de çevrenizde vardır. Yoksa bile, yaşamınızda en az bir kez denk gelmiş ya da uzaktan da olsa tanık olmuşsunuzdur. Yeryüzünün lanetlileridir onlar, iflah olmaz uyumsuzlardır, bir çeşit cüzamlı gibi, görüldüğü yerde köşe bucak kaçılması gereken, toplumun huzurunu dinamitleyen ‘asalaklar’dır.

Onların yaşamlarında sadece şiddet vardır; argo, küfür, serserilik, hırsızlık, gasp… Toplumsal üretime katkı sağlamadıkları için, doğaldır ki üretimden ‘pay’ da alamazlar; bu yüzden başkalarının sırtından geçinerek yaşarlar.
Onlara sorsan, kendilerini dışlayan toplumun ta kendisidir; topluma sorsan, böylesine rezil bir hayatı seçen aslında kendileridir.

Onlara sorsan, gerçekte anne-babaları, akrabaları, komşuları, arkadaşları, herkes ikiyüzlüdür; ama anne-babaları ya da çevrelerine sorsan, onlar zayıf karakterlidir, iradesizdir ve sadece kötülük yapmak için dünyaya gelmişlerdir.

Her iki taraf da birbirlerini anlamaya çalışmadan, birbirleri için tek bir adım atmadan, karşılıklı suçlamalarla koca bir ömrü işte böyle tüketir.

Yıllar evvel bir adamla tanışmıştım, adı Yavuz Tufan Koçak’tı; yanındakilerin hepsi ona ‘Yavuz Hoca’ diyordu. Hocalığının nerden geldiğini anlamamıştım.

Ona göre, bağımlılar zayıf karakterli değil, aşırı duygusal insanlardı, hayatın ağırlığına katlanamadıkları için de maddeye sığınıyorlardı; çünkü bu toplum sevginin ne demek olduğunu bilmiyordu, çocuk yetiştirmeyi bilmiyordu, emek vermeyi, ilgi göstermeyi, denetlemeyi ya da özgür bırakmayı bilmiyordu; yüreklendirmeyi, ödül ve ceza mekanizmasını bilmiyordu.

Suçlu olan çocuklar değildi, onlar anne-babalarından ne görürse onunla yetinirdi.

Yavuz Hoca’nın söyledikleri doğruydu; anlamıştım ki Yavuz Tufan Koçak’ın ‘hocalığı’ da buradan geliyordu.

Yavuz Hoca’nın 2012 yılında kurduğu Sefaköy-Beşyol’daki Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği’ne gitmeye başladığım günlerde 17 yaşındaki oğullarıyla beraber bir anne-baba gelmişti.

Yavuz Hoca anne-babayla bir odada görüşürken, diğer rehber adayları da oğullarıyla başka bir odada görüştü. Çocuk epeydir bonzai kullanıyordu ve bunun nedenini de bize, ailesinin kendisine karşı ilgisizliğiyle açıklıyordu. Ancak çocuğun 9 yaşında, beyninde tümör olan ve tedavi gören bir kardeşi vardı ve ailesinin hep kardeşinin üzerine titrediği ve kendisini ihmal ettiği için madde kullandığını iddia ediyordu.

Anne-babası kendi halinde insanlardı ve muhtemelen bu çocuğa, kanser tedavisi gören kardeşine rağmen şımarıklık yapma hakkı verecek kadar yanlış yetiştirmişlerdi.

Yavuz Tufan Koçak, bize, önümüzdeki günlerde okuyucularla bir kez daha buluşacak olan ‘Başka Bir Dünya Mümkün’ isimli kitabında, sadece ailelerin yanlışlarını anlatmıyor; çocukların yanlışlarını da anlatıyor:

Hayatları boyunca hiç kitap okumamış, hiç tiyatroya gitmemiş, çiçek bakımıyla hiç ilgilenmemiş çocukların hayatlarını bir anda nasıl değiştirdiğini anlatırken, onlara çocuk olmadıklarını, artık büyüdüklerini ve birey olmaları gerektiğini de gösteriyor; sevginin tek taraflı ve sadece alınan bir şey olmadığını, aynı zamanda da verilen bir şey olduğunu hatırlatıyor.

Her iki tarafın da karşılıklı adım atmalarını istiyor.

Ve her iki tarafa da başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Ayhan Şahin

Bir cevap yazın